Ankara'yı özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.
26 Haziran 2008 Perşembe
Ankara'yı Özleyeceğim Hiç Aklıma Gelmezdi
Ankara'yı özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.
9 Haziran 2008 Pazartesi
Futbol Sevgisi
İnsanın işine gelir kolaya kaçmak. Fazla uğraşmamak, kestirmeden, çabucak halletmek işleri. Belki futbol hala güzel, hala oynanabilir ve bu sürece izlenebilir. Hatta belki daha zevkli bizim hatırladığımız o Şeva'nın Kiev'le patır patır dizdiği günlerden. Ama işte kolay olan da bu. Vazgeçmek, unutmayı istemek çok kolay. İçerideki futbol sevgisini söndürmek, artık çok zevksiz olduğunu düşünmek kolay olan. Futbolcuların umrunda değil ki zaten.
19 Nisan 2008 Cumartesi
Oyuna Giren Oyuncu
Barbaros’tan Beşiktaş süslü gözüküyor. Paranın döndüğü semt gibi. Beşiktaş’ın önüne konulmuş bir karton. Balıkçıların oradan Ihlamur’a indiğinizde, gerçek Beşiktaş karşılıyor. Eski, bitişik, sıkışık evler, Kemal Sunal’ın filmlerinden kalma sanki. Her birinin içinde sanki o filmlerden bir “tip” yaşıyormuş gibi. Biz gördüğümüzde de, ondan önce de. Sokakta top oynayan çocukların Beşiktaş formaları insanı gülümsetiyor. Ütopik, herkes bir gün X’li olacak sözünün yansıması. Ben sadece bir yolcuyum bu sokaklarda ve Beşiktaş’ta. Onlar ise rüyanın tamamlayıcısı, ama başkasının rüyasının. Onlar sadece oyuncu, daha güzel gözükmesi için. Apartmana girersiniz ve o apartman asla sizin yaşadığınız apartman gibi değildir, ya da Ankara’daki herhangi bir apartman gibi. Dardır merdivenleri. Sürekli döner. En sonunda İstanbul’a gelme aracı karşınızdadır. İstanbul’a gelmek amaçtır. Maçlar, fuarlar, arkadaşlar, akrabalar, düğünler ise araç. Ayıptır “gelmek” amaçsa, bir nedeni olmalıdır İstanbul’a gidişin. Ankara başlı başına bir amaçtır. Şarkıda İstanbul için insanı yorar derler, sanki Ankara karamsar yapar adamı, umursamaz. Belki de bu yüzden başkent. Politikacıların işine geldiği için... O evdeki, araç olan evdeki, mutluluk bazen bir Playstation olabilir ya da farklı kaybedilen bir PES maçı. Mutluluğun uyuşturucu etkisi yaptığı ve aç bıraktığı bu ortamda gözlenebilir. O zaman beklersiniz biri gelsin de yemek yapsın diye. Sonra sevgili yetişir. Doyurur. O, sersemliği biraz alır. Tekrar dünyaya dönersin. Bu şehirde maça da gidilebilir. Kanser olma uğruna tutulan ve bu sebeple her zaman destek verilen semt takımının maçına. Skor önemli değil, çünkü araçtır skor, tarihi yerde 2 saat geçirmek için araç. Ağaçlı yoldan hep beraber yürümek için. İstanbul’da yaşanmaz gerçekten. Çünkü onlar 12 saat yaşıyorlar günü. Ankara’nın bulutlarında, ilham ve mutluluk veren kasvetinde hayat yavaşlıyor. İstanbul’da hayat kaçar.01.00’de yatıp 16.00’te kalkarsan kaçar. İstanbul şarj aletidir, bir Ankaralı için, koşuşturmanın yorduğu, sınavların bezdirdiği, olmayan karın kızdırdığı...
...bu sırada Gökhan Kırdar çalar, gözlerim nemlenir, Vega’dan Ankara dinlemeye başlarım.8 Mart 2008 Cumartesi
América del Sur y Tierra del Patrón
Vakit geçiyor, insanlar değişiyor, hayat bitiyor. Kontrol ettim edeceğim derken, elde hiçbirşey yok. O eski evde burnuma gelen, apartmanın yıkandığını gösteren koku yok. O eve artık uzaktan, tam bir yabancı gibi bakacağım. İçinde neler oluyor, benim hayatımın bir parçasına mekan olmuş yeri göremeyeceğim. Kafamda kaldığı kadarı benim olacak gerisi başkalarının. Yanındaki park bir başkası için ehliyet sınavından sonra oturup dinlendiği sıradan bir park. Ama benim için çok uzun bir yol. Bütün çocukluğumun parçası, çocukluk kelimesinin akılda kalan ender parçalarından biri. Asla sıradan değil, o park artık önünden geçerken geriye dönülebilen bir kapı. Dedenizi en son net hatırladığınız yer. Sizinle beraber olduğu tek yer. Hafızanın taşınamayan bölümleri orada oynanan ya da oraya ait olan. On sene sonra benden sonra hiç kimseye anlam ifade etmeyecek kırıntılar. Hayatın olması mı ki bunları yaşatıyor. Bilebilir miydim gerçekten oraları olmasaydım hiç o parkta, o evde.
"Bilmek için önce bildiğimiz herşeyden şüphe etmeliyiz"***
Başka bir hayat hikayesi için(belki de başlığın sahibi);
LINK
***Ceza - Med Cezir-Med Cezir
***Descartes
