18 Eylül 2012 Salı

"By Wisdom and Effort"

Concilio et labore...

He continuously speeded up his feet by rain. Actually it was not a rain. They said that it was drizzle. Strong wind also hit his face wet by the raindrops. Then hardly found a way to stop. There were signs showing one particular direction. Unwillingly-but slightly willingly this was mainly just because of desperation, headed towards to the automatic door. His misery was clearly shown on the door as a reflection. One step ahead there was a huge crowd was waiting for something but it was not him obviously.

He slowly got down to the stairs and mingled with the crowd quietly. Frequently moving his head to deceive himself to looking at for familiar face. It was totally pointless.

M. was talking to people in a small room. To be frank, you could feel her high energy and friendliness from miles away. She looked at him and smiled just like seeing a friend after long time ago. Also you could interpret it as a relief of knowing he is here and everything will be all right.

From 3038 kilometres away you just recognise a person from a YouTube video. Thoughts come to mind and says that will be a good day, and month and even a year maybe.

People were dancing in front of a Wii, The Sugarhill Gang's Apache was playing.

Let's say "how it was started" for future.

jump on it!

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Yalandan da Olsa - Rüyalar

"Sana bi hikaye anlatayım mı?"
"Anlat?!"
...
Toplantıdayım. Serhat Abi hararetli şekilde bişeyler anlatıyor. Aralarda da duraklayıp, Nesrin'e ve sana not almanızı söylüyor. Korcan ile Seren konunun dışında geyik muhabbeti döndürüyorlar. Yağız odanın köşesinden Serhat Abi'yi onaylıyor Alimoğlu'yla dalga geçmekten fırsat bulduğu zamanlar. Ben ise yavaş yavaş bakıyorum etrafa. Sağdan sola doğru gezdiriyorum kafamı. O an sesler kesiliyor sadece insanlar kalıyor geriye kendi telaşlarında olan. Sonra gözüm birine takılıyor. Hoşlanmak değil bu, hayır. Kesinlikle böyle bir şey değil. Trafikte kaza seyreder gibi, çamaşır makinasının önüne çömelmiş küçük bir çocuk gibi bakıyorum ona. Hayran hayran değil. Salak salak "içim bir hoş olarak" da değil. İnceliyorum sanki. "Niye hala bakıyorum ki?"'ye cevap arıyorum. Ama bulamıyorum. Oracıkta geçen bir kaç dakika bu mühim evrensel problemimi çözmek için uğraş verirken bana saatler gibi geliyor. Yelkovan gelecekten korkar hale geliyor, bir adım daha atmaktan imtina ediyor.
***
Akşam Yemeği, Ankara
Tam saatinde geliyorum mekana, ne bir eksik ne bir fazla. Sonra bir anda vazgeçiyorum içeri girmekten. İçimi bilindik, her zaman yanımda olan o his kaplıyor. "Lan ya kimse gelmediyse daha. Salla ya biraz dolan etrafta o zamana kadar elbet birileri de damlar." İçeri girmeden hemen görüyorum dolu masayı. Gözlerim onu arıyor. Aciliyeti devralan husus, beni masadakilerle kuru ve içten olmayan selamlaşmaya mecbur bırakıyor. Zaten pek candan davranılası kişiler değil. Korcan olsaydı halbuki ya da en azından Yağız daha iyi olurdu. Tesadüfi doğru bir hamle yapıyorum ve masanın diğer tarafına geçip oturuyorum. Gereksiz naber-nasılsın muhabbetinden sonra havanın kararmaya başladığını farkediyorum. Bi pizzacıda ben ve salak üç kızla birlikte kendimi çok derbeder ve kadersiz hissediyorum. Ama ansızın bende bir hissizleşme hasıl oluyor. Tüm duyularımı kaybediyorum. Hiçbir şey göremez oluyorum. Mamafih etraf karanlık değil. Üstüne üstlük muazzam bir aydınlık peydah olmuş dükkanda. Bir yandan da ışığın zayıfladığı beynimde zuhur ediyor. Tüm bu kudretli nurun müsebbibi oymuş meğerse. O kalpleri ısıtan gülümsemesi, insana dünyaları bahşeden gözleri ile bize bakarken içten bir "merhaba" dökülüyor dudaklarından. Sonrasında ise tam karşıma oturuveriyor. Bütün geceye spoiler verircesine bir hareketle çekiyor sandalyeyi ve kuruluyor yerine...

24 Aralık 2010 Cuma

Yanlış mı yaptım?

Konferans, sunum gibi birşey var. Salon kalabalık değil, boşluklar var koltuklarda. Adam orada geveliyor ve dinleyen de yok. Ben de dalmışım uzaklara. Adama bakıyorum ama görmüyorum. O an o kadar sessiz ki ortam. Sonra bir el dokunuyor omzuma. Yüzünde anlamlı bir gülümseme. "Çok yanlış yaptım diyorsun di mi?" diyor bana. O zaman anlamını yüklüyorum gülümsemenin. Her şey yerli yerine oturuyor. Yavaştan gözlerim doluyor. Ona göre pişmanlığın işareti gözyaşları benim içinse gururun. Gördüklerime rağmen-ki o karar hepsine engel olabilirdi, hiç keşke yapmasaydım demedim. Hatta uyaran da oldu. Bence o uyarı ters etki etti. Benim kararımın en büyük sebebiydi.